|
Su Altı Tehlikeleri
VURGUN ;
Su üstüne çıkışlarda Dekompresyon Zamanı kurallarına uyulmadığı takdirde
VURGUN hastalığı dediğimiz olay meydana gelir.,
Dekompresyon Zamanı kurallarına uymadığımız takdirde kanın içinde köpükler haline gelen gaz ,damarları tıkayarak felçlere ve ölümlere sebep olabilir.
DERİNLİK SARHOŞLUĞU ;
Yüksek basınçlarda karbondioksit gazı ile azot gazının kanda birleşmesi derinlik sarhoşluğuna yol açar. Çeşitli derinliklerde o dalıcının bünyesine göre tesir etmektedir. Buna rağmen 30 - 40 metreden sonra her dalıcı için derinlik sarhoşluğunun başlama tehlikesi vardır. Başlangıçta çok ani bir baş ağrısı veya hafif bir baş dönmesi ile su altında cisimleri çift görme, aşırı güven ve cesaret.
AŞIRI AKCİĞER GENİŞLEMESİ ;
Akciğerlerdeki hava keseciklerinin aşırı genişlemesi ve zedelenmesidir. Nefesin tutulması ve aniden su yüzüne fırlamalarda meydana gelir.
TÜP İÇİNDEKİ ZEHİRLİ GAZLARIN ZEHİRLEMESİ ;
Su ciğerlerine kompresörle hava doldururken yağ zerrelerinin ve yabancı gazların hava ile karışarak tüplere girmesinden doğan çok tehlikeli bir zehirlenme olayıdır.
Belirtileri emilen havanın ağızımıza normal havadan farklı bir tat vermesi ve maskenin aşırı buğulanmasıdır.
SOĞUK ALGILIĞI ;
Solunum yolu hastalıklarında suya dalmak solunum yolları için tehlikeler yaratır.
KULAK AĞRISI ;
Kulakta meydana gelmiş hastalıklarla dalış yapmak kulaklar için tehlikeler yaratır.
KULAK ZARININ DELİNMESİ ;
Östaki yoluyla iç kulak ile dış basıncın dengesi yapılmadığı zaman doğar. Derine indikçe dış basıncın artması kulak zarını içeri iterek zedelenmesine yol açar.
BURUN KANAMASI ;
SİNUS KANAMASI ;
DİŞ AĞRISI ;
KARIN AĞRISI ;
ÇAPARİZE DÜŞMEK ;
Su ciğerinin ve bağlarının bir yere sıkışması veya takılması ile.
Büyük yosunlara takılma ile.
Su altındaki iplere,misinalara takılma ile.
Akıntılı sularda dengenin kaybolması ile.
Su altındaki cisimlerin çökmeleri ile.
Bu durumlarda panik yapmamak ve yalnız dalmamak tavsiye deilir.
HİPOTERMİYA
Vücut ısısının aşırı derecede düşmesidir.
DERECE SUDA KALMA SÜRESİ
0 5 - 20 DAKİKA
+ 4 (1/2)- 3 SAAT
+ 10 1 - 6 SAAT
+ 16 2 - 24 SAAT
+ 21 3 - 40 SAAT
Vücut ısısının 35 santigrat derecenin altına düşmesiyle başlar. Soğuk suda vücut ısısı 25 santigrat dereceye düştüğü zaman kalp çalışamaz duruma gelmektedir. Hipotermiya' nın ilk belirtileri titreme, rengin solması, dudakların morarması, kasların güçsüzleşmesi ve istem dışı davranışlardır. Suyun yada havanın ısısı, suda kalma süresi, bu belirtilerin ortaya çıkma hızını veya şiddetini belirler. Soğuk su içinde yapılan hareket havada yapılan hareketin aksine vücut ısısını kaybettirmektedir. Yani soğuk su içinde ısınmak için hareket edilmemeli hareketsiz durmalıdır. Giyimli olma çıplak olmadan daha faydalıdır.
Hipotermik bir hastanın vücut ısısının yavaş yavaş yükseltilmesi gerekir.
|
|
|
|
|
Su Altı Fizyolojisi
Vücut organlarının çalışma sistemi ve dalışlarda bu organlara, sualtındaki etkilerin neler olacağı hakkında bilgiler verir. Bu bilgileri sualtı sporu yapacak olanların, mutlaka öğrenmesi gerekir.
Bilindiği gibi insan vücudu, alışmış olduğu hava basıncının altında yeryüzündeki yaşamını sürdürür.
Bu organların sağlıklı çalışması ( atmosfer ) hava basıncının normal olmasıyla orantılıdır. Aksi halde hava basıncının düşmesi veya yükselmesi iç ve dış organlarımızı etkileyerek çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle vücut organlarımızı tanımalı ve konumuzla ilgili yapacağı etkileri öğrenmeliyiz.
İnsan vücudu milyarlarca hücreden oluşmuştur. Bu hücreler alınan gıdalarla beslenirler. Hücrelerde canlılık havadaki oksijenle yanan karbonhidratların ( şeker, yağ vb. ) enerji meydana getirmesi sonucunda oluşur.
Burada canlılığın en önemli faktörlerinden biri olan oksijen insanlarda solunum yolu ile alınıp kullanıldıktan sonra karbondioksit olarak dışarı atılır. Ancak bu işlemlerin yapılabilmesi için de vücut ısısının 36 – 37.5 santigrat derecede olması gerekir. Bu derecenin altına düşmesi halinde hipotermiya meydana geleceğinden insan ölebilir.
İnsanın vücudunu beyin ve sinirler, kalp ve damarlar, kemik ve kaslar, akciğer, mide, bağırsaklar, böbrek, karaciğer vb. organlar meydana getirir.
Vücut Boşlukları :
İnsan vücudunda bilindiği gibi hava boşlukları vardır. Bunlar Sin uslar, akciğerler, orta kulak, mide,bağırsak, göğüs ve karın Boşluklarıdır. Bunun yanı sıra basıncın değişmesi ile havanın hacimin de de değişiklikler olur. Su altında basıncın artması vücut boşluklarında bulunan havanında değişmesine ve bu boşlukların etkilenmesine sebep olur.
Vücut boşluğumuzda bulunan akciğerlerimizle yaptığımız solunum esnasında aldığımız havada, hacim olarak % 78,06 ağırlık olarak %75,40 oranında azot gazı, ( 1 lt. azot gazı 1,25 gr. ), hacim olarak % 20,94 ağırlık olarak % 23,20 oranında oksijen gazı ( 1 lt. oksijen gazının ağırlığı 1,43 gr. ), ayrıca havada soy gazlar ( asal gazlar ) % 0,96 hacim olarak, % 1,29 ağırlık olarak bulunurlar. Dalışlarda bu gazların zamanında dışarıya çıkmaması ve derinlere indikçe su ciğerinden emilen havanın basıncı ile suyun basıncı, bu boşluklardaki basınçla eşit ölçüde ayarlanmazsa bazı arızalara yol açar.
Örneğin; Burun kanaması, baş ağrısı, kulak sancıları, denge bozulması, bayılma vb. tehlikelerle karşılaşılabilir. Soğuk algınlıkları, öksürük , bademciklerin şişmesi, dolu sinuslar vb. olduğunda suya girmemelidir.
Beyin ve Sinirler ;
Bir insanın sağlıklı yaşayabilmesi, iradesini kullanarak beyninde depolanmış bilgileri, sinirleri vasıtasıyla vücudunu olumlu yönde yönetmesi için kullanmaktır.
Soğuk ve derin sulara başlıksız,elbisesiz ve terli olarak girmekle beyin ve sinirlerde şok ve kramplara sebebiyet verilebilir. Ayrıca dalışlarda yorgun uykusuz ve alkollü olmamalıyız.
Kalp ve Kan Dolaşımı ;
Kalp vücudumuzun beslenmesinde ve onarılmasında rol oynayan kanı damarlar vasıtasıyla hücrelere kadar göndererek dolaşımın meydana gelmesini sağlar.
Su altında artan basınç, vücudun uzun zaman su altında kalmasıyla vücut ısısının düşmesi kanın dolaşımını güçleştirir. Gövdeye kıyasla baş, kol ve bacaklar da ısı daha çabuk düşer. Derin nefes alıp uzun zaman tutmak, tok karnına dalış yapmak, aşırı su altında kalmak, ani ve hızlı hareketlerden kaçınmakla kalbinizi kuruyabilirsiniz.
Akciğerler ;
Solunum akciğerlerde meydana gelir. Havanın içinde bulunan gazların kana geçmesi sonucunda oksijen, karbondioksit gazı haline dönüşür. Azot, karbondioksit ve diğer havada bulunan gazların dışarı atılması akciğerle nefes alıp verilmesi sonucunda meydana gelir. Dalışlarda derin nefes alarak, uzun zaman bu havayı kullanmaya çalışmak, vücudu alıştırmadan aletli veya aletsiz derin dalışlar yapmak, aletli dalışlarda su yüzüne çıkarken nefes tutmak, su altında sık sık nefes alıp vermek akciğerlerin yorulmasına sebep olur.
Akciğerleri yoran sebepler.
Aletli dalışlarda;
Kötü bir regülatörün su altında direnç göstererek çalışması.
Regülatör diyaframının merkezi ile akciğer merkez inin bir birlerin den uzak olması ve regülatörün iyi ayarlanamaması.
Regülatörde fazla ölü hava boşluğunun bulunması.
Havayı idare etmek için tüplerin iktisatlı kullanılmak istenmesi.
Temiz olmayan koku yapan tüplerle dalışlar.
Şnorkelli ve serbest dalışlarda;
Sezon başı nefes açma çalışmalarındaki zorlamalar.
Şnorkelin 35 - 40 cm. den fazla uzun olması.
Sık sık nefes alıp vermek.
Mide ve Bağırsaklar ;
Bu organlar vücudun beslenmesi için alınan besin maddelerinin sindirilmesinde görev yaparlar. Dalışlarda mide ve bağırsakların dolu olması, basınç altında çalışmalarını daha da güçleştirecek, kalbin daha fazla çalışmasına ve yorulmasına, mide ve bağırsaklarda meydana gelen birikimlerin vücut fonksiyonlarının bozulmasına da sebep olacaktır.
Su altı dalışı yapan bir kişinin daha fazla beslenmeğe ve kalori almaya gereksinimi vardır.
Yenen besin maddeleri hazmedilmeden tok karnına yapılan dalışlar doğru değildir. Gerekli kaloriyi dalışlardan birkaç saat önce almak lazımdır. Karbonhidrat zenginliği sebebi ile şeker, çikolata, bal, pekmez vb. besinleri profesyonel dalgıçlar, balık adamlar ve yüzücüler yaptıkları faaliyetler sırasında enerji kaybını ve üşümeyi önlemesi açısından almaktadırlar.
Böbrekler ;
Bu organımızın görevi kanın temizlenmesini sağlamaktır. Kanı süzerek içinde meydana gelmiş olan zararlı maddeleri idrar yolu ile dışarı atar.
Böbreklerin korunması gereklidir. Böbreklerin üşütülmesi sonucu iltihaplara ve hastalıklarına sebep olursanız bu dalıcılığınızın sonu olabilir.
|
|
|
|
|
Su Altı Fiziği
Su altında basınç etkisi ile suyun ve gazların vücudumuza yapacağı etkilerin fiziksel özelliklerinin incelenmesi.
Hava içinde bulunan gazlar ve ağırlıkları;
Hava içerisinde azot, oksijen, karbondioksit ve soy ( asal ) gazlar bulunur.
GAZ HACİMCE AĞIRLIKCA 1 lt AĞIRLIĞI
AZOT %78,06 %75,40 1,25 gr
OKSİJEN %20,94 %23,20 1,43gr
Co2 %0,04 %0,05 1,96
Soy (Asal) %0,96 %1,35 -
Soluduğumuz normal havanın özgül ağırlığı 1,29 gr. dır.
Atmosferin Dünya yüzeyine uyguladığı ağırlık kuvvetine hava basıncı denir. Basınç, havanın değişik noktalarda nasıl hareket ettiğine bağlı olarak yer yer farklılık gösterir.
Deniz seviyesinde santimetre kareye düşen bu basıncın ortalama ağırlığı 1033 gr. veya 760 mm. Cıva basıncının karşılığı olarak değerlendirilir.
Vücudumuzu etkileyen havanın, deniz seviyesinden başlayarak derinlik kademelerine göre, vücudumuzun her santimetre karesine yaptığı basınç atmosfer ( Atm ) ve kilogram olarak aşağıda gösterilmiştir.
Normal bir insanın vücut ölçülerini, boy 1,70 cm. ağırlık 70 kğ. ve yüzölçümü de 1,5 metrekare kabul dersek, o insanın deniz seviyesinde taşıdığı ağırlık 15,495 Kğ. dır.
Deniz seviyesinden aşağıya doğru inildikçe, bu ağırlığa suyun ağırlığı da eklenince 10 m. de iki misline ( 2 Atm. ) 20 m. de üç misline ( 3 Atm ), ve daha derinlere indikçe bir evvelki katı ilave ederek basınç artmaktadır. Buna paralel olarak su altında soluduğumuz havayı da 10 m. de iki misli, 20 m. de üç misli fazla kullanmaya başlarız.
Gazların davranış özellikleri:
Robert Boyle kanunu ;
Sıcaklığının değişmemesi koşulu ile, bir gazın hacmi, uygulanan basıncın artışıyla orantılı olarak azalır.
Gay lussac, Charles - Boyle
Sabit basınç altında tutulan belirli kütledeki bir gazın hacmi mutlak sıcaklığıyla doğru orantılı olarak değişir.
Hacmi sabit tutulan bir gazın sıcaklığı artarsa basıncıda artar, basıncı artarsa sıcaklığı da artar.
POSTMODERNİZM NEDİR?
Ortalıkta bir postmodernizm lâfıdır gidiyor. Postmodernizm şöyle, yok postmodernizm böyle.. Üşenmedim, sizler için literatürü tarayıp bu konu üzerine bazı bilgiler derledim. Artık 'Modaya uyup nasıl Postmodern olacağım' diye düşünüp kafayı yemeyeceksiniz. (Lâf aramızda, bu işe harcadığım efor ve zamanı üniversitede tez yazmaya ayırsam, şimdiye kadar akademik kariyerin en kralını yapmış olurdum). Eh, gayret benden, takdir sizden. Okuyalım görelim…
Postmodernizm kavramı İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıktı. Savaşın yarattığı korkunç yıkım, Batı dünyasının ahlaki ve etik değerlerini altüst etmişti. O zamana kadar entellektüel çevrelerde geniş kabul gören dünya görüşü ve anlayış, (ki buna o zamanlar 'modern düşünce' deniyordu) geçerliliğini kaybetmeye başladı. Yani 'daha iyi ve daha güzel bir dünyaya duyulan özlem ve hayaller' artık sona ermişti. 'Toplumsal refah' , 'anlamlı bir hayat' vb. kavramlardan geriye bir avuç hayalkırıklığı kalmıştı. Freud ve Marx'ın yöntemleriyle insan ve toplumun kavranabileceği, değiştirilebileceği ve geliştirilebileceğine dair inanç da yavaş yavaş ortadan kalktı.
İşte postmodernizm terimi, bir önceki dönemden kopuş anlamında, 'modernizm'in sonrasını, 'ötesini' belirtmektedir. İkinci Dünya Savaşı ertesinde sanat, edebiyat ve bilimsel etik alanındaki inançların ve iyimserliğin kaybolmasını ifade eden bir düşünce biçimi olarak da tanımlanabilir. Modernizmin kaybolmuş düşlerinin yerine; postmodernizm yeni bir ütopya koymak amacında değildi. Postmodernizm, yeni bir lisan, yeni kavramlar getirerek, modernist vizyonun gözden kaçırdığı açıları ve ufukları farketmemizi amaçlamaktaydı. Bu yeni dil dinamik bir oyuna benzetilebilir: anlamlar sürekli değişmekte ve gelişmektedir.
Postmodernizmi anlamak demek, aslında bu yeni dili okuyabilmek ve anlamak demekti. Bu da kolay iş değildi doğrusu.. Birilerinin çıkıp bu yeni dilin yorumunu ve aslında ne anlamlara geldiğini de açıklaması gerekiyordu.. O zaman da ortaya bir sürü laf salatası çıktı: dil oyunu, metaforik yapı, parazitsel lisan, mevcudiyet matafiziği, dialojik düşünce vs..vs.
Tam da bu noktada, 'Bu da ne demek?' sorusunu sormayı öğrenmemiz gerekiyor. İçimizdeki dinamik bir güç; başkaları bizi aptal veya cahil sanmasın diye bu soruyu sormamızı engellemekte. Postmodernizmin yumuşak karnı (aynı zamanda postmodernizmi anlamanın anahtarı) işte burası: 'Yani sen ne demek istiyorsun şimdi? Bu da ne demek?' sorularını sorabilmeli ve bu soruya verilecek açık ve inandırıcı bir yanıtın takipçisi olabilmeliyiz.
Sanatsal anlamda ise postmodernizm; filmlerde, televizyonda, gazete karikatürlerinde ve pop müzikte 'kitle kültürünü' üstün kılarak, 'yüksek sanatlara' yaslanan elitizmi tahtından indirme şeklinde kendini gösterir. Çok cafcaflı bir laf oldu. Biraz açalım: resim, heykel, tiyatro, bale ve klasik müzik gibi anlaması ve tadına varılması belli bir kültür birikimi gerektiren sanatlara 'yüksek sanat' deniyor. Bunlar, adı üstünde 'yüksek' olduğundan bunlara herkes erişemiyor, erişse de çoğu insan bu tür sanattan birşey anlamıyor ya da zevk almıyor.. O zaman ne olacak? İnsanları düşündürmek ve eğlendirmek için 'kitle kültürü'nü ön plana çekeceksiniz. Bunun sonucunda estetik değerler aşınıyor, sanat metalaşıp 'tüketilebilir' bir kavrama dönüşüyor. Ama ne gam!
Meselâ, oturma odasına yeni aldığı tablosunu överken 'Çok değerli bir eser… On bin dolar saydım ben buna..' diyen görgüsüz yeni zengini küçümsüyor ve hatta ona acıyoruz. Ama, 'Hollywood'da bütün zamanların en yüksek bütçeli filmi… Amerika'da gişe rekorları kırdı..' diye bir filmi 'iyi ve başarılı bir film' diye tanımlayabiliyoruz.. O filmin yapılması için harcanan bütçe ve o filmin kazandığı gelirler, aslında rakkamsal bir takım göstergeden ibaretken, söz konusu filmi 'iyi film' diye değerlendirmemize neden oluyor.
Aynı şekilde, en yüksek rating alan kanal kendini en iyi kanal ilan ettiğinde, nicel kriterler kullanararak, kendine nitel değerler atfetmiş oluyor. Biz de bunu normal karşılıyoruz.
İşte, aldığı resmin sanatsal değerini ona ödediği parayla ölçtüğü için kızdığımız ve hatta acıdığımız adamın yaptığı şeyi; kendimiz de seyrettiğimiz film veya televizyon kanalını nitelerken yapıyoruz ve bundan rahatsızlık duymuyoruz. Bu bize ters ya da yanlış gelmiyor. Neden? Kitle kültürünün , postmodernizm marifetiyle, üstün kılınmasıyla.
Postmodernizm aynı zamanda, sol tandanslı akademik çevrelerin Marxizm'den boşalan yere koydukları birleştirici bir felsefe işlevi de görmektedir. Kimleri bunu 'Marxizm postmodernizme dönüştü' diye ifade etmekteler. Bir felsefe olarak postmodernizm, takipçilerine 'herşeyi' ve 'herkesi' eleştirme (ve hatta aşağılama) hakkı verir. Postmodernist bir akademisyene sorulacak olursa, hiç birşeyin (ahlaken, hukuken, estetik veya bilimsel olarak) 'doğru' olduğu ispatlanamaz. Tabii ki postmodernizmin kendisi bu kuralın istisnasıdır. (Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir' sözünü hatırlayınız)
Özetin özeti: Postmodernizm; kuralsızlığın kural , ilkesizliğin ilke olduğu bir görüş açısı veya yaşam tarzını ifade eder.
Herhangi bir nedenle, sizi ya da yaptığınız işi veya ileri sürdürdüğünüz fikirleri, şu ya da bu nedenle eleştirmeye, kategorize etmeye, yargılamaya kalkarlarsa, 'Benimki postmodern bir yaklaşım.. Sen bunu nerden bileceksin ki?' dediniz miydi, akan sular durur. Bu çıkışınıza cevap verecek adam zor bulunur. Postmodernizm ne işe yarar? diye soracak olurlarsa, onlara bu cevabı verebilirsiniz.
Evet arkadaşlar, işte postmodernizm dedikleri şey budur. Bu yazının temiz bir printer çıktısını alın ve cüzdanınıza koyun. Yarın veya öbür gün dostlar meclisinde sohbette veya akademik bir tartışmanın orta yerinde size 'Sen postmodernizmin ne olduğunu biliyor musun ha?' diye soracak olurlarsa, çıkar gösterirsiniz. 'Hayır, postmodernizm bu değildir!' diyecek babayiğidin alnını da benim için karışlamayı unutmayın sakın!
Alper EĞMİR- 2 Şubat 2001, Cuma / Hürriyet Gazetesi
hekartes@mynet.com
|
|